Hipnoterapinin etkili şekilde kullanıldığı alanlar
Hipnoterapinin etkili bir şekilde kullanıldığı başlıca alanlar:
Hipnoterapiyle Sigara Bırakmak
Dünya çapında en yaygın ve en sinsi bağımlılık sigara bağımlılığı. Sinsi diyorum çünkü kullananlar onu çok ölümcül ya da çok tehlikeli olarak görmeyebiliyorlar. Hatta ona bir bağımlılık değilde, alışkanlık olarak bakanlar var.
Sigara bağımlılığı nikotine olan bir bağımlılıktır. Bırakma niyetinde olan bir çok insanın birçok kaygı ve endişeyle, başarısızlık korkusuyla savrulduğunu görebilmekteyiz.
Birçoğumuzun bildiği üzere bağımlılıklar çok büyük oranda zihinseldir. Zihinsel bir tutum ve kabulle başlayan bağımlılık sonrasında biyolojik alt yapısını oluşturur. Zihinsel bir tutum ve kabulle başlayan bağımlılık bir yine aynı yol izlenerek bırakılabilir.
Hipnoterapi ile sigarayı bırakmada 3 ana yol izliyoruz. Kişinin sigarayla arasında ki zihinsel tutumu ortaya çıkardıktan sonra
- Kişinin sigaradan kurtulma noktasında ki kaygı ve endişelerini gidermek
- Sigarayı bırakmakla ilgili motivasyonlarını artırıp güçlendirmek
- Sigarasız temiz ve sağlıklı bir yaşamla ilgili kişinin bilinçaltı zihnini programlamak
Bu aşamalardan geçen kişi büyük oranda sigaraya karşı artık rahattır. Doğal ve güçlü bir oto kontrolü ortaya koyabilmektedir. Bir anlamda bağımlılığı zihninde bitirmiştir.
Hipnoterapinin Sigarayı Bırakma Başarısı Nereden Gelir?
İnsanların sigaraya başlamalarının “hipnoz”la (hipnotik etkilenimlerle) olduğu gerçeğinden… Hipnoterapi yine aynı yolu kullanarak kişiyi sigaradan uzaklaştırır.
Başka bir deyişle Hipnoterapi, alışkanlığı başlatan ve geliştiren süreci bir anlamda geri sarar.
Bu kısmı biraz açalım.
Kimse ağzında sigarayla doğmuyor. Bu öğrenilmiş bir bağımlılıktır. Bu öğrenim hipnotik bir takım etkilenimler sonucu oluşur. İnsanlara sigaraya nasıl ve neden başladıklarını sorduğumuzda; ağırlıklı olarak aldığımız cevap “çok stresli bir dönemdeydim” şeklinde olur. Kişi o maddeyle rahatlayacağını nereden bildi? Çünkü ettrafınızda içenler rahatlıyor gibiydi. Yani rol modellerin bir hipnozunda kaldınız.
Bazıları daha cool (sert) ve özgür görünmenin aracı olarak gördü. Çünkü etrafta içen bazıları öyle görünüyorlardı. ‘Sert ve özgür ol’, diğer hipnotik etki. Reklamlardan zihnimize sızan sloganlar gibi. Bazıları sosyalleşmenin aracı olarak gördüler.
Sigara şirketlerinin milyonlarca dolar tanıtım ve reklamlarında ki imgeler, sloganlar küçümsenecek etkide değildir. Örneğin “çekici, karizmatik” Marlboro erkeğini hatırlarsınız!
Farkına varmaya başlayın sigara ile ilgili tüm algılarınız çevrenizce ve reklam şirketilerince oluşturuluyor ve bu etki telkinlerle oluşturuluyor.
Bilinçaltı zihnide sigaranın etiketlerine bakın; keyif verici, efkar dağıtıcı, kafa toparlayıcı, stresle başetmede destek ve benzeri…Olumsuz olsada işte telkinin gücü!
Sağlıklı ve Kalıcı Kilo Vermenin Hipnotik Yolu
AĞIRLIKLARINIZDAN KURTULUN, HİPNOZLA KALICI KİLO VERİN
Makul Bir Soru “Hayatım Boyunca Diyet mi Yapacağım?”
Diğer bir şekilde sorarsak “zorla güzellik olur mu?”
Asla!
Bir tarafta yemek yeme arzularınız diğer tarafta kilo vermek için kendinizi mecbur kıldığınız katı ve sıkıcı diyetler.
- Bu gerilimli çekişme arasında kilo vermeye çalışıyor ve yoruluyor musunuz?
- Uygun kiloya ulaşmak ve orada kalmak için hayatım boyunca diyet mi yapacağım diye soranlardan mısınız?
- Sizin içinde ulaşılan kiloda kalabilmek meselenin en önemli kısmı mı?
O Halde Temel Sorumuz Şu; yemekle ilgili istek ve arzularınızla, hayatınız boyunca savaşarak mı kilo vermeye çalışacaksınız? Yoksa;
- Yemeye dair duygularınızı anlayıp onlarla uzlaşarak, onları doğru yoldan ikame ederek,
- Yeni yemek yeme alışkanlıkları geliştirip, kilo vermeyi bir savaş halinden çıkartarak mı kilo vereceksiniz?
Bu sorular ve yaklaşımlar sizin için de geçerli ise aşağıdaki yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum.
Günümüzün tüketim alışkanlıkları ve rutinin dışına çıkamayan, hareketsiz yaşam şeklimiz başta olmak üzere, stres ve çeşitli nedenlere bağlı olarak fazla kilo sorunu yaşayan insanların sayısı gün geçtikçe artmakta. Ayrıca obezite modern hayatın yaygın hale gelen en büyük tehlikelerinden.
Hipnoza konu olan kilo sorunları yemek yeme eyleminin duygusal dayanak olarak kullanımıyla ilgilidir. Kişileri fazla yemek yemeye sürükleyen bir takım duygusal faktörler ve neticesinde “kazanılan” yanlış yemek alışkanlıkları, üzerinde çalıştığımız alandır. Hipnoterapi ile fazla sağlıklı ve kalıcı kilo verebilirsiniz.
Duygusal Yiyicilik! Stres, kızgınlık, güvensizlik, başarısızlık, değersizlik hissi, özgüven sorunu, kendini sevememe gibi bazen farkında bile olamadığımız bu duygular üzerinden kendimizi yemeğe veririz. Bu olumsuz duyguları bastırmak, o duygularla baş etmek üzere yemek yemek başvurulan ortak yollardan. Öyle ki bu noktada duygu açlığımızı otomatik olarak yemekle telafi etme alışkanlığı geliştiririz. Bazen insanlar acıktım der aslında biraz sıkılmış veya birşeylere üzülmüştür. Ortada gerçek bir açlık yoktur. Bu duygusal bir açlıktır. Bu döngü her alışkanlık gibi otomatik olarak işlemeye başlar ve devam ettikçe kişi için üstesinden gelmek zorlaşır.
Sınav Kaygısını Aşma ve Verimli Çalışma Hipnoterapi ile Artık Mümkün!
Verimli çalışma kısaca odaklanmış bir dikkate (konsantrasyon) eşlik eden hafızayla birlikte, anlama ve kavrama becerileridir. Eğitim/öğrenme ya da akademik alandaki başarıyı belirleyen unsur zihinsel performansımızdır. Buradaki performansımızı belirleyen yegane unsur ise kendimize ilişkin algımızdır. Bir başka deyişle kendimizden beklentimizdir.
Burada önemli soru bu beklentileri, kendimizle ilgili algıyı neyin belirlediği olmalıdır. Buna geçmişin kayıtları da diyebiliriz. Ebeveynlerin, öğretmenlerin, akrabaların vb. otorite figürlerinin yaklaşımları ve telkinleri kendimizden beklentimizi belirleyen yapı taşlarıdır. Bu yaklaşımlar ve telkinler başarma potansiyelimizi belirler. Söylenenler çocuğun öz güvenine, kendine inancına hizmet ettiği ölçüde onu destekler. Aksi halde gerçekle ilgisi olmayan bir takım engelleyici, sınırlayıcı algılara sahip olur çocuk. Bu da sonraki hayatında sık sık karşısına dikilir.
Bu algı zihinsel kaynaklarımızdan ne ölçüde yararlanabileceğimizi belirler. Sınav kaygısını da bu bağlamda ele alabiliriz. Temelinde daha çok özgüven sorunu, başarısızlık-eleştirilme korkusu, mükemmeliyetçi düşünce kalıbının yattığını görüyoruz. Bu, maalesef, öğrenciyi geleceğe doğru karamsar bir ruh haline sevk etmektedir.
Biz sınav kaygılarınızın üstesinden gelmenize yardımcı olmaktayız!
Hipnoz zihinsel performansla ilgili kişinin algılarıyla çalışıp onu destekler. Kişilerin öğrenme kapasiteleri üzerindeki olumsuz inanç kalıplarının aşılması yönünde kişileri odaklar. Potansiyelin, performansın önündeki sabit fikirleri değiştirir.
“ İngilizce öğrenemiyorum, dile yatkın değilim, öğrensem bile konuşamıyorum..”
“ matematik korkulu rüyam, anlayamıyorum..”
“ odaklanamıyorum, sıkılıyorum…”
“ hedeflerim çok büyük değil. Şu bölümü kazansam bana yeter…”
“ bunu asla yapamayacağım”
“ sınavlarda öyle heyecanlanıyorum ki bildiğim halde yapamıyorum soruları…”
“ hangi bölümde okumam gerektiğini bilmiyorum…”
Bu ifadelerin bir kısmı geçmişin kısıtlayıcı kayıtlarıyla ilgili iken bazıları ise günlük stres faktörlerine dayanan motivasyonel sorunlar olabilir. Bütün bu olumsuz duygular hipnozla kişilerin üstesinden gelebileceği, aşabileceği engellerdir. Diğer taraftan akademik başarı ve performansı iyi olan ama bunu daha ileriye taşımak isteyen öğrenciler için de oldukça destekleyicidir.
Hipnozun eğitsel alanda kullanımı ile ilgili olarak ne gibi katkılar sağladığını sıralayalım.
- Uzun süreli dinamik bir konsantrasyon hali sağlama.
- Hafızayı geliştirme.
- Sınavda oluşan heyecan, kaygı ve stres faktörlerinin etkisiz kılınması.
- Motivasyon sağlama.
- Dikkatin daha uzun süre sürdürülmesi.
- Hedef belirleme.
Uçuş Korkunuzdan veya Fobinizden Hipnoterapi ile Kurtulun
Hipnozla korkudan, endişeden arınmış keyifli, rahat bir uçuş hiç de zor değil! İnsanların hayatlarındaki yaygın fobilerden birisi de uçak/uçuş fobisidir. Bilimsel terminolojideki adıyla “aerophobia”. Uçak fobisi yerine uçuş fobisi demeyi tercih ediyoruz; zira sorun uçağın kendisiyle değil, çoğu zaman uçuş fikri ile ilgilidir. Yazımıza korkuyla fobi arasındaki ince çizgiyi çekerek devam etmekte yarar görmekteyiz: “Korku” baş edilebilen normal bir duygu durumu iken, “fobi” patolojik bir korku alanına işaret etmektedir. Kişi fobi nesnesinden/durumundan mantıklı olmadığını bildiği halde sürekli kaçınır. Bilinçaltı kendince tanımladığı tehlike alanından kişiyi mutlak suretle, katı bir şekilde uzak tutmaya çalışmaktadır.Buradan hareketle sorunu yaşayan kişileri iki gruba ayırabiliriz;
Uçuş fobisi olanlar ki bu grup uçuş fikrine dayanamayan, uçakla ilgili her şeyden kaçınan gruptur. Bu guruba girenler uçağa binemezler, hatta bu amaçla yola çıkmaktan bile kaçınırlar. Bu duygu yükseklik fobisi ile de iç içedir. Uçuş fobisi sorununun temelinde geçmiş yaşantılarla ilgili derin korkular olabilir. Bazı çalışmalarımızda uçuş fikrinin kişinin bilinçaltı zihnince temsil edilen başka duygularla ilgili olduğunu da görebilmekteyiz.
Uçuş korkusu olanlar; bu grup uçağa zor bela, mecburiyetten binerler. Uçuş esnasında kendilerini pek iyi hissetmeseler de, gerilseler de bir şekilde uçağı kullanabilirler. Daha çok uçağın kalkış ve inişlerinde sorun yaşarlar. Kişi korku duygusunu “idare” etmeye çalışır. Bu onun için duygusal olarak yorucu olsa da yapar. Bazı zamanlar uçağı tercih etmeyip alternatif yollar ürettiği de olur. Kişi uçuş esnasında bir aksiliğin yaşanmasından korkar, olumsuz fikirlere odaklar kendisini, seslere kulak kesilir.
Bu grup, uçuştan bazı özel hassasiyetleri sebebiyle korkabilir (ikincil korkular) Örneğin kişinin kapalı alan fobisi, yaşadığı travmatik bir olayın etkisi, panik atağı ya da benzeri anksiyete durumları olabilir. Uçuş esnasında bunların tetikleneceğine dair bir beklentiye girer ki bu noktada zihin üzerine düşeni yaparak bekleneni gerçekleştirir.
Uçuşla ilgili hiçbir sorunu olmayan kişiler eğer daha sonra bir şekilde kötü bir uçuş deneyimledilerse bu durum da onlarda kaçınma eğilimi oluşturur. Kimileri fobi sahibi olup uçağı hayatlarından çıkartırken, kimileri artık kolayca uçağa binemeyip çok zorlanır hale gelebilir.
Hipnoz, uçak fobisi özelinde kişinin bilinçaltı zihnini olumlu yönde programlar
Bu programlama olumsuz çağrışımlar ve beklentilerin olumlu, yapıcı algılarla değiştirilmesi amacını taşır. Uçuş fobisinde sorunun nadiren de olsa hipnoanalitik yaklaşımlarla ele alındığını da söyleyebiliriz. Burada uçuş fobisi gibi görünen sorunun dolaylı olarak bir temelden beslendiğini söyleyebiliriz.
Uçuş korkusu yaşayan grupta ise hipnoz altında bedensel ve zihinsel gevşeme öğretilir. Bilinçaltı zihin olumlu ve yapıcı algılarla programlanır. Kişinin hipnoterapide ele geçirdiği kontrol ve rahatlık duygusu evden uçağa, uçuşa, ve sonrasına kadar uzanan süreci kapsar. Her iki gruba da oto hipnoz programlaması yapılarak duygusal kontrolü rahatlıkla yapabilmeleri sağlanır.
En nihayetinde Biz olarak hedefimiz kişinin bütün hayatı boyunca uçuşlarını rahatlık içinde yapmasını sağlamaktır. Bunun yolu da bilinçaltı zihni programlayarak onu bilinçli zihinle uyumlu hale getirmekten geçmektedir.
Depresyon ve Hipnoterapi
Depresyon çok yaygın bir şekilde görülen ve görünürlüğünü her geçen gün arttıran psikolojik bir rahatsızlıktır. Depresyon, sanılanın aksine, sadece bireylerdeki dönemsel görülen ve hissedilen mutsuzluk, sıkılmışlık ya da isteksizlik gibi hislere indirgenebilecek bir duygu durum bozukluğu değildir. Depresyonda olan kişiler bu ve bunun gibi duyguları sürekli olarak hisseder ve bu duyguları her yerde adeta taşırlar. Söz konusu duygu- durum bozuklukları depresyonda olan kişilerin hayatını ve hayat kalitesini ciddi bir şekilde etkiler ve bu hissiyatlar kişilerin hayatında kronikleşir ya da düzenli bir şekilde kendini gösterir.
Depresyonda olan kişilerde görülen semptomlar psikolojik, fiziksel ve sosyal olmak üzere üç ayrı kategoride incelenebilir. Sürekli olarak karamsarlık, üzgün, kaygılı ya da boşluk hissetmek, yorgunluk, değersizlik, ölüm düşüncesi, ilgi kaybı, konsantrasyon zorluğu gibi durumlar depresyonun psikolojik semptomlarını oluştururken; uyku düzenindeki değişiklikler, yorgunluk, ağrı ve sızı hissi, iştah kaybı, enerjisizlik ve libido eksikliği gibi semptomlar depresyonun fiziksel göstergeleridir. Aile ve arkadaşlarla yaşanan ilişki bozukluğu, ilişki kurmadan kaçınmak, hobi ve aktivitelere olan ilginin azalması ise depresyonun sosyal alandaki etkilerine olan örnekleri oluşturmaktadır.
Ülkemizde depresyon teşhisi konulan ve antidepresan kullanan kişi sayısı milyonları bulduğu belirtilirken bu rakamlar her yıl katlanarak artmaktadır. Sadece ülkemizde değil dünyada çok yaygın bir şekilde görülmekte olan depresyon sadece İngiltere’de her dört kişiden birinde görülmekte iken Amerika’da her yıl milyonlarca insanın hayatını eklemektedir.
Her yerde ve her kişide yaygın bir şekilde görülebilecek bu psikolojik rahatsızlığın tedavisinde ilaç tedavisinin yan etkilerinin çok olması ve tedavi için bu yöntemin yeterli olmaması ve psikolojik desteğin de herkeste aynı etkiyi yaratmadığı bilinmektedir.
Ancak bilinmektedir ki hipnozun depresyon tedavisinde etkili ve tedavi edici özelliğinin olması ve hiçbir yan etkisinin olmaması gün geçtikçe tanınıp kabul edilmeye başlanmıştır. Yapılan araştırmalara göre hipnoz klinik depresyon tedavisinde kullanılan en yaygın yöntem olan bilişsel davranışçı tedavilerden daha etkili sonuçlar verdiği görülmüştür.
Depresyon tedavisinde hipnoz nedenlere odaklanır ve hastaların söz konusu problemlerle daha etkili bir şekilde baş edebilen davranışları bulmasına odaklarken, kişilerin daha mutlu olmasına ve karamsar inançlarından kurtulmasına yardımcı olur.
Sıkça sorulan sorulardan ayrıntılı bilgi alabilirsiniz.
Obsesif Kompülsif Bozukluklarda Hipnoterapinin Yararları
Takıntılı düşünce ve davranış bozuklukları diğer bir kullanımıyla obsessif kompülsif bozukluklardan mağdur olan kişiler sadece kendi hayatlarını değil aynı zamanda çevresindeki kişilerin hayatlarını da ciddi bir şekilde etkilemektedir.
İngilizce takıntı anlamındaki “obsess” kelimesinden gelen obsesyon günlük hayatımızda hepimizin deneyimlediği kaygılar ve streslerden çok daha fazlasıdır. Obsesyonlar “davetsiz” ve sürekli bir şekilde zihinde beliren ve çok güçlü korku ve endişelere neden olan düşünceler, dürtüler ve hatta görüntüler olabilmektedir.
Obsesyon bir duygu ile ilgili olabilmekte iken çoğunlukla kişide iğrenme, suçluluk duygusu, korku ve endişe hissi bırakmaktadır. Düşünce ve davranış bozukluğu olan kişiler bu duygu ve hisleri bastırmaya ya da görmezden gelmeye, takıntıları nedeniyle utanç duymaya yatkınlık gösterdikleri için bu kişilerin depresyona girmesine dahi neden olabilmektedir. Dolayısıyla, sonuç olarak, bu davranış bozuklukları daha da şiddetlenerek kişinin hayatının merkezine yerleşir ve hayatı yaşanılması zor bir yer haline çevirir. Bu nedenle obsesif kompülsif rahatsızlığı olan kişilerin dışarıdan profesyonel bir destek alması şarttır.
Hipnoterapi davranış ve duygu bozukluğu olan kişilerde sınırlandırılmış, bastırılmış duyguları kontrol etmeye yardımcı olmayı hedefler. Hipnoterapistler hipnoz ile bireylerin düşünme şeklini ve zihinsel tepkilerini değiştirmeye hizmet eder. Çünkü tersi durumlarda bilinçaltındaki doğal davranış şeklinin fazla bir şekilde kullanımı ile değişim ihtimalini yok eder ve aynı davranış şekilleri kendisini tekrar göstermeye devam eder.
Hipnoterapi aracılığıyla hastalar öncelikle neden düşünce ve davranış bozukluğu yaşadıklarını anlamaya başlar. Bu belirlendikten sonra ise (obsessif kompülsif davranış bozukluğunu var eden düşüncenin kendisi yanlış bilgilenmenin kaynağını oluşturan yanlış inançlar olması nedeniyle) söz konusu davranış bozukluğunun altında yatan hatalı bilgiler ya da kanılar tekrar değerlendirilir. Bundan sonra kişi bilinçaltında hakim düşünce şeklinin hatalı olduğuna inandığı andan itibaren bu hastalıktan hayatı boyunca kurtulma şansını yakalar.
Alt ıslatma (Enürezis) ve Hipnoterapi
Alt ıslatma (enürezis) idrara çıkabilme yaşından sonra istem dışı yapılan idrara verilen addır. Alt ıslatma gün içi ve gece enürezisi olarak ikiye ayrılmaktadır.
5 ile 6 yaş arasındaki çocukların yaklaşık olarak %15 ile %20’sinde görülen alt ıslatma; ergenler arasında, 14 yaşına kadar %15’lerde iken bu oran 15 yaş ve üstünde %1’lere kadar düştüğü görülmektedir.
Uzmanlara göre 6 yaşına kadar alt ıslatmak yaygın bir şekilde görülmekte ve normal sayıldığı için aile ve ebeveynlerce çocuk üzerinde bir baskı oluşturulmamalıdır. The National Institute for Health and Clinical Excellence (NICE) tarafından yayımlanan yeni kılavuza göre hiçbir çocuk alt ıslatma (enürezis) nedeniyle bir tedavi görmemelidir.
Yapılan araştırmalara göre enürezisin çoğunlukla aileden geçtiği bilinmektedir ve altına kaçıran çocukların %85’lik bir oranın yakın akrabalarda da enürezisin görülmektedir. Enürezis görülen çocukların yaklaşık %57’sinde ya kardeşlerin ya da anne ve babalarının bu sorunu deneyimlediği bilinmektedir.
Genetik nedenlerin yanı sıra alta kaçırmanın mesane iltihabı, diyabet, evde ya da okulda yaşanan problemler gibi psikolojik ya da medikal nedenlerden dolayı da ortaya çıktığı bilinmektedir. Buna ek olarak bazı çocukların uykusunun ağır olmasından dolayı mesanenin dolu olduğunu fark etmemesi ya da mesane kontrolünün gelişiminin geç gerçekleşmesi lası farklı nedenlerden sadece birkaçıdır.
Bilindiği üzere, hipnoterapi bilinçaltını kullanarak istenmeyen alışkanlıkların giderilmesinde yıllardır kullanılan kanıtlanmış bilimsel bir yöntemdir. Bu anlamda hipnozun rahat doğum yapmada, diş ağrılarını gidermede ve dişçi korkusunu yenmede, fobi ve şiddetli kaygıları tedavi etmekte, kişilere kilo vermede yardımcı olmaya, sigara gibi kötü alışkanlıkların bıraktırmada, spor ve akademik alanlardaki test ve sınavlarda insanların daha iyi performans göstermesine yardımcı olduğu da bilinmektedir.
Alt ıslatma (Enürezis) ve Hipnoterapi kişilerde istenmeyen ve hayatı etkileyen bir rahatsızlık ya da alışkanlık durumuna geldiğinde psikiyatristler ve psikologlar tarafından da uygulanan hipnoterapi tedavi amaçlı kullanılabilmektedir. Amaç bu “davranışın” zemininde stres ve kaygı varsa bunları ortadan kaldırmak ve kas kontrolünün sağlanması için programlama yapmaktır.
Spor ve Hipnoterapi
Başarılı bir sporcu olmak için fiziksel kapasitenin mümkün olduğunca yüksek tutabilmesi önemli bir noktadır. Sporun her alanında sporcular gününün büyük bir kısmını fiziksel kondisyonunu arttırmak, daha güçlü ve dayanıklı olabilmek için antreman yaparak geçirmektedir. Ancak yapılan araştırmalara göre sporcuların performansını zihinsel olarak; yeterli ve hazır hissetmeleri fiziksel yeterlilik ve güçlülükten daha çok etkilemektedir. Bu nedenle günümüzde birçok sporcu zihinsel/mental güç ve yeterliliğin performansta ne kadar büyük önemi ve yeri olduğunun farkındadır.
Hipnoz dünyanın her yerinde dünyaca ünlü golfçü Tiger Woods gibi sporcuların doğal yetenek ve performanslarını arttırmak için uzun yıllardır kullanılmakta olan etkili bir yöntemdir. Başarılı atletlerin kendi zihinlerini kontrol edebilmesi ve iyi bir şekilde konsantre olabilmesi önemli psikolojik bir avantajdır. Bu avantaj sayesinde sporcular performanslarının düşmesini engelleyebilmekte, hedeflerine ulaşıp başarılarını arttırabilmektedir.
Zihindeki negatif düşünce ve duyguları kontrol edebilmek spor psikolojisinin temellerini oluşturmakta ve çoğunlukla hipnoz ile başarılabilmektedir.
Hipnoz sporcuların tüm dikkatini hedefine kanalize edebilmesini ve çevredeki dikkat dağıtıcı her faktörün yok sayılabilmesinde büyük bir rol oynamakta; böylece sporcuların potansiyellerinin en iyi şekilde kullanılmasına imkan sağlamaktadır. Çünkü hipnoz futboldan basketbola, koşudan boksa, golfden yüzmeye neredeyse bütün sporlarda yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Zira hipnoz yoluyla sporcular kendi “iç kaynak ve benliklerine” ulaşabilmekte ve bunları yönlendirebilmektedir. Bu da yarışmacılar için çok büyük bir avantaj sağlamaktadır.
Hipnozun sporcu verimini arttırma ve zihinsel olarak kuvvetlendirmenin yanı sıra özellikle bazı alanlarda çok yoğun olarak kullanılmaktadır:
- Yarışmada-müsabakada soğukkanlılık ve cesaret
- Performans arttırmak
- Antrenman ve yarışmada motivasyon sağlanması
- Sakatlık sürecinin doğru yönetilmesi ve tedavisi
- Kendine güvenin inşası
- Konsantrasyon ve motivasyon arttırımı
- Zihinsel olarak var edilen engellerin kaldırılması
- Duyguların kontrolü
Kabul edileceği üzere sporcuların performansını etkileyen nedenler sadece alanları ile ilgili sınırlı kalmamaktadır. Uykusuzluk problemleri (insomnia), stres, fobiler ve travma gibi nedenler iyi bir performans ve başarının önünde büyük engeller teşkil edebilmektedir. Bu nedenle rekabetin gittikçe kızıştığı ve rakiplerin gün geçtikçe daha “iyi” olduğu spor dünyasında sadece fiziksel hazırlık yeterli olmamakta kişinin kendisini zihinsel olarak hazırlaması da bir o kadar önemli bir yer teşkil etmektedir. Spor hipnoterapisi bu noktada sporculara etkili bir mental destek sunmaktadır.
Kekemelikte ve Diğer Konuşma Bozukluklarının Tedavisinde Hipnoz
Kekemelik ve diğer konuşma bozuklukları normal konuşma akışını bozan ve akıcı konuşmayı engelleyen durumlardır. Kekemelik ve konuşma bozuklukları yaşayanlar genellikle ne konuşacağını ve ne konuşmak istediğinin farkında ve bilincindedirler ancak gerekli kelimeleri ağızlarından çıkartmakta zorluk yaşamaktadır.
Bu çoğu zaman iletişim kurmada kişilerin zorluk yaşamasına neden olabilmektedir. Sonuç olarak konuşma zorluğu yaşayan kişilerde kendine güvenin ve saygının sarsılması ve azalmasına neden olurken kişide endişe ve kaygı artışı da gözlemlenebilmektedir.
Kişilerde oluşan kaygı, stres ve kendine güvensizlik durumu söz konusu problemin daha da belirginleşmesine; anlaşılır ve akıcı bir konuşmanın daha da zorlaşmasına yol açar. Çünkü bir şeye çok fazla konsantre olmak, mümkün olduğunca anlaşılır ve akıcı konuşmaya çabalamak hedeflenen konuşma şeklinin göründüğünden ve sanılandan daha zor ve ulaşılmaz bir hale getirebilmektedir.
Her ne kadar yakın zamanda yapılan araştırmalarda konuşma terapistleri ve uzmanları kekemeliğin konuşmak için kullanılan kasların uygun bir şekilde yönetilip, kontrol edilememesi nedeniyle kelimelerin biçimlendirilmesinin daha uzun zaman gerektirdiğini belirtmekteler.
Kekemelik gibi konuşma bozuklukları çevresel ve genetik faktörler gibi birçok nedenden dolayı ortaya çıkabilmektedir. Kekemelik fiziksel bir problem olmasına rağmen çocuk yaşta yaşanan travma, yoğun korku, utanç veya zor koşullarda bir hayata sahip olmak gibi psikolojik kaynaklı bağlantılar çoğunlukla bu durumun yaşanmasına neden olmaktadır.
Kekemelik ve konuşma bozukluklarındaki tedavilerde uzmanlar genellikle pratiğe; konuşma ve ağızdan dil ve boğaz yardımıyla ses çıkarma eylemlerinin kendisine odaklanır. Fiziksel ses egzersizlerin yapılması profesyonel konuşma terapistlerince tavsiye edilmektedir ve bunların hastalar üzerinde büyük bir etkisi de olabilmektedir. Ancak, beden ve zihin beraber bir sistemi oluşturduğu için, aynı zamanda konuşma bozukluklarının fiziksel olmayan, psikolojik boyutları üzerine çalışmak da çok büyük yarar sağlamaktadır.
Hipnoz, burada, kekemeliğin ya da farklı konuşma bozukluklarının yaşandığı ilk zamana geri dönebilmekte ve kekemeliği tetikleyen ilk durumun ne olduğunu analiz edebilmektedir. Böylece hipnoterapi yardımıyla hastaların bu durumla ilgili inançları değiştirilebilmekte ve söz konusu anı ya da hatıranın anlamının değiştirilerek uzaklaştırılabilmesi için kullanılabilmektedir.
Kaygı ve Strese Bağlı Duygu Durum Bozuklukları Tedavisinde Hipnozun Gücü
Duygu durum bozuklukları, ağır depresyondan daha hafif depresyon olan distimi ve bipolar (manik depresif) rahatsızlıklara kadar geniş bir hastalık skalasını kapsamaktadır. Depresyon duygu durum bozukluklarının en yaygın hastalığıdır. Bu hastalık kişilerin günlük hayatını olumsuz etkilemekte ve sekteye uğrattığı için hastaların zihinsel olarak ızdırap çekmesine, fiziksel olarak da birçok rahatsızlığa neden olduğu bilinmektedir. Ancak depresyonda olan bazı hastalar bu sayılan rahatsızlıkların sadece bir kısmını deneyimlerken diğerleri ise birçok ciddi rahatsızlığı aynı anda yaşamaktadır ama hastaların çoğu rahatsızlıkların birden fazlasını hayatları boyunca yaşamaktadır.
İstatistiklere göre depresyon, panik atak, aşırı kaygılanma gibi duygu durum bozuklukları gittikçe artmakta ve yaygınlaşmaktadır. Yalnızca Amerika’da 20.9 milyon yetişkin insan bu hastalıklardan biriyle yaşamak zorunda kalmaktadır.
Duygu ve durum bozukluklarının nedenlerinin anlaşılması ve belirlenebilmesi oldukça önemlidir. Örneğin, depresyonun nedenlerinin genetik, çevresel, psikolojik ve biyolojik olduğu düşünülmektedir. En kuvvetli teoriler beyinde bulunan kimyasalların, nörotransmitterlerin oranındaki dengesizliğinden kaynaklandığını iddia etmektedir ancak bu teorilerin kanıtlanması oldukça zordur.
Duygu ve durum bozukluklarının bir diğeri ise bipolar manik depresif rahatsızlıktır. Bu hastalık daha az görülmesine reğmen Amerika’da 5.7 milyon kişinin bu hastalığa sahip olduğu bilinmektedir. Bipolar hastalığı aşırı mutluluğun (mania) ve depresyonun bir karışımı olduğu bilinmektedir.
Bilim insanları hala bipolar üzerinde çalışmalarını ve araştırmalarını devam ettirmektedir ancak bipolar hastalığının birden çok tetikleyici nedeninin olduğu bilinmektedir. Kalıtımsal bir rahatsızlık olabileceği düşünülen bu hastalığa neden olan genin ne olduğu üzerinde çalışmalar hala devam etmektedir. Beyin görüntüleme çalışmaları bipolar hastaları ve depresyon hastalarının beyinlerinin sağlıklı bireylerin beyinlerinden farklı olduğu görülmüştür. Bu da beyin yapısının ve çalışma şeklinin duygu ve durum bozukluklarının gelişiminde önemli bir rol oynayabileceği ihtimalini arttırmıştır.
Kaygı ve strese bağlı duygu ve durum bozukluklarının hipnoterapi ile tedavisinde bu problemlerin öncelikle kaynağına inmek amaçlanır ve bu zorluklarla baş etmenin daha etkili bir yolu aranır. Duygu durum bozuklukları yaşayan hastalar çoğunlukla negatif duygular uyandırdığı için sorunlarının ya nedenlerini bastırırlar ya da bunları “unutmaya” meyilli olurlar. Bilinç düzeyinde kişinin yaşadığı deneyimleri unutması zor olmazken, bilinçaltında bu anılar tutulurlar. Bu nedenle yapılacak en iyi şey sorunların kaynağının bastırılması değil, onlarla yüzleşmektir.
Hipnoterapi direk olarak bilinçaltı ile iletişime geçer. Hipnoterapistin amacı da sorunların kaynağını bulup kişinin kendine güvenini ve sağlıklı- bağımsız bir zihnin yeniden “inşa” etmeyi amaçlamaktır.
İş ve Sanat Hayatında Hipnoz Desteği
İlham, konsantrasyon ve motivasyon iş hayatında da sanat dünyasında da çok önemli yetkinliklerdir. Çalışırken zamanın büyük bir kısmını konsantre olmaya çalışarak, kendinizi motive etmekle geçiyorsanız bunun birçok nedeni olabilir.
Zamanı mümkün olduğunca verimli kullanabilmek iş hayatında da dahil olmak üzere hayatın her alanında çok büyük bir önem taşımaktadır. Çünkü kişi ne kadar yetenekli ve bilgi sahibi olursa olsun, bunu kullanabilecek motivasyon ve konsantrasyon olmadıkça bu olumlu özellikler bir yerde tıkanıp kalmaktadır. Bu nedenle neden ne olursa olsun dikkat dağınıklığının ve motivasyon sorunun kaynağını anlamak ve bu sorunun giderilmesine yönelik adımlar atılması hayat kalitesini arttırmak ve iş ve sanat dünyası dahil olmak üzere her alanda gereklidir.
İş hayatında başarılı olabilmek ve hedeflere ulaşabilmek için bütün durum ve detayları her açıdan düşünebilmek ve gerekli tahlilleri yapabilmek gerekmektedir. Konsantrasyon ise fiziksel ve zihinsel olarak “uyanık”, “tetikte” ve “zinde” olmayı gerektirir. Sanat dünyasında ise konsantrasyona ek olarak yaratıcılık da kişinin üretiminde çok önemli bir yere sahiptir.
Bu noktada hipnoterapi bilinçaltına erişerek kişilerin konsantrasyon ve yaratıcılığını arttırmada buna ek olarak zihnin, motivasyonun ve hafızanın “yenilemesi” ve “tazelemesi” için kullanılan önemli ve etkili bir yöntemdir.
“Writers Thrive On Anxiety” adlı makalesinde Hipno-psikoterapist Dr. Bryan Knight hipnozun sanat, edebiyat ve iş dünyasında ki kişilere sayısız yolla yardımcı olabileceğini belirtmektedir. Knight hipnozun ilk olarak kaygıyı azaltacağını, ikinci olarak kişinin kendisiyle girdiği olumsuz çatışma ile mücadele edeceğini, üçüncü adımda elde edilen motivasyonu ertelemeler ve oyalanmaların önüne geçebilmek için kullanacağını, dördüncü adımda, kişinin kendine güvenini inşa edeceğini ve beşinci ve son adım olarak bilinçaltının yaratıcı gücünün farkına varmasını sağlayacağını belirtmektedir.
Bunlara ek olarak Knight, hipnoterapinin konsantrasyonun ve yaratıcılığın üzerindeki etkisine ek olarak, stres seviyesinin azaltılmasında ve rahatlamanın artmasında önemli bir rol oynadığını belirtir. Böylece kişi rahatlamış bir zihin yaratarak bilinçsiz akla konsantrasyonu sınırlandırıp ne zaman gerek duyulursa o zaman sadece seçilen hedefe yoğunlaşmasını salık verir. Böylece zihinde şöyle değişimler olur:
- Kişiler daha fazla dikkat dağılma problemi yaşamazlar
- En yüksek seviyede yaratıcılık ve bunun sürdürülebilirliğini sağlarlar
- Açık ve keskin konsantrasyon
- Daha az ilgisiz düşünce, daha az olumsuz düşünce
- Elinden gelenin en iyisinin yapıldığının bilincinde olmak
Hipnoz ile Kulak Çınlaması (Tinnitus) Tedavisi Nasıl Mümkündür?
Hipnoz, kişinin bütünü ile rahatlama ve hipnoterapist tarafından verilen telkinlere veya yönlendirmelere açık olma durumudur. Hipnoz kişinin stres ve kaygılarını azaltmada ve bunlarla baş etmesinde, bastırılmış hafızanın iyileştirilmesinde oldukça etkilidir. Bununla beraber, hipnoterapinin kişilerin rahatlamasına yardım etmede etkisi ve bazı durumlarda depresyon ve fobilerin tamamında etkili olduğu bilinmektedir.
Kulak çınlaması (Tinnitus) istenmeyen seslerin duyulması durumudur. Kulakta uğuldama, ıslık, cızırdama, çınlama gibi seslerin duyulması bu rahatsızlığa birer örnektir. Genel olarak tinnitus, kulak çınlaması olarak bilinmektedir. Aslen bu rahatsızlık fiziksel değil, zihinsel/psikolojik bir rahatsızlıktır. Dünyaca ünlü hipnoterapist Richard Baker eğer kulak çınlaması insanın zihninde gerçekleşen bir durum, bir problem olmasaydı, hipnoterapinin buna neden olan kaynağa etki edemeyeceğini belirtmektedir.
Baker, tedavi ettiği kulak çınlamasından şikayetçi hastalarının çoğunun öncelikli olarak kaygı ve stresten müzdarip olduğunu ifade etmektedir. Kulak çınlaması rahatsızlığını deneyimleyen kişilerin genellikle bu durumla ilişkili duygusal bir bağlantısı olduğu bilinmektedir. Bu duygular stresin depresyona, kızgınlığın da kaygıya dönüşmesidir.
Hipnoterapinin bütün bu durumlarda kişilere yardımcı olduğu bilinmektedir. Baker tedavi yöntemini ” ilk önce bana gelen hastaların rahatlamasını sağlarım ve zihinlerini daha huzurlu bir yere götürürüm. Sonra, genellikle kaygıyla ilişkili kulak çınlamasının nedenlerini ortadan kaldırırım ve kişinin bu rahatsızlığın kökenini oluşturan aklındaki duygusal bağlantıları desensitize eder, hassasiyetini azaltırım.” diye ifade eder. Hipnoterapist hastasını duyduğu sese değil, rahatsızlığın uyarıcısına konsantre olmasını sağlar. Böylece, kulak çınlamasının bütününü hızlı bir şekilde azaltır.
Hipnoz kulak çınlaması için direk ve dolaysız bir çare olabilmektedir ve bu sorunun ortadan kaldırılmasında ya da azaltılmasında çok kritik bir önemi bulunmaktadır. Hipnoz hastanın rahatlama ve “iyi olma” hissinin verilmesini sağlar. Hasta bu noktaya ulaştığı anda, kulak çınlaması kaynaklı stresten kurtulacaktır. Kaygının ve stresin azalması, farkındalığın artması anlamına geldiği için kulak çınlamasının iyileşmesinde etkili olacaktır.
Hipnoz çok geniş bir alandır ve doğru bir şekilde uygulanabilmesi için uzun yıllar deneyimli olmayı gerektirir. Hipnoterapistinizi seçerken o kişinin deneyimli olmasına ve geçmiş performanslarına çok dikkat edin.
Kaynak: https://hypnosisbritain.wordpress.com
İkili İlişkilerde Hipnoterapi (Ayrılık Sonrası Kaygı)
Tarafların birbirlerini dünyadaki en değerli varlık yerine koyduğu bir ilişkinin bitme noktasına gelmesi ve ilişkinin teorik olarak bitmesine rağmen bu ayrılık acısının zihinlerde canlı bir şekilde uzun bir süre devam etmesi, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi taze kalması, bazı durumlarda bu ayrılığın kişinin hayatının her alanında çok büyük etkileri olması ve kişinin hayatını aksatmasına neden olması… Bunların hepsi bazı ayrılık durumlarında sık yaşanan durumlardır.
Ayrılık Acılarının Hayatınızı Sekteye Uğratmaması İçin Hipnoterapi
Karşılıklı duyulan öfkeler, pişmanlıklar, suçlamalar, kırgınlıklar, onsuz yapılamayacağı fikri, iradenin sözünün geçememesi, gönlün ferman dinlememesi, değersizlik duygusu, kaybetmenin oluşturduğu boşluk hissi, bu stresin yol açtığı bedensel duyumlar; iştahsızlık, solunum sorunları, mide ağrıları, eklem ağrıları ya da baş ağrıları ve benzeri duygularla baş etmek sağlıklı bir psikolojiyi ve zihinsel akıl yürütme ve psikolojiyi gerektirir.
Bu ve benzeri duyguların zihni kuşattığı ve adeta başka hiçbir şey düşündürmediği ilişkilerde taraflar paylarına düşen duygu enkazıyla baş etmek durumunda kalırlar. Bunun çok daha kolay olması, sürecin daha kısa sürmesi noktasında hipnoz kritik bir öneme sahip. Acının hafiflemesi ve daha fazlasını yapmada hipnozun araladığı o rahatlama kapısından içeri girmek ve geçmişin izlerini, anılarını acısız hale getirebilmek mümkündür. Hipnoz bilinçaltının zihne ulaşaması ve orada ihtiyaca yönelik düzenlemelerin yapılmasıdır. Bu ihtiyaç eğer geçmişin gölgesinden çıkmak ise bunun için en ideal araç hipnoterapidir.
Hipnozla Öfke Kontrolü

Öfke, etkisi altına aldığı kişilerde iradenin, mantığın, fikrin devre dışı kaldığı; dürtüsel bir duygu durumudur. Esareti altında herkesin kendisini haklı ilan ettiği duygusal bir sancı olan öfke, İnsan zihninde şiddetli bir reaksiyon gibi kişileri peşinden sürükleme gücüne sahiptir. Bu güçlü duygular tabiatımızın bir gereği fakat kontrolden çıkan her güçlü duygu da tehlike arz etmektedir.
Hipnozla öfke kontrolünden neyi anlamalıyız?
İnsanlar ve benzeri güçlü duyguların adeta esiri olduğunda kendilerini iradesizlikle suçlayabilirler fakat “iradesizlik” dediğimiz şey bilinçaltı zihninin gücüne işaret eder. Yani bilinçaltı zihnin bilince uyguladığı güçlü bir baskı! Biz, Biz olarak hipnozla yine o güce dayanarak o güç üzerinden bir kontrol mekanizması geliştiriyoruz. İşte bu iradenin desteklenmesi ya da diğer bir deyişle bilinç ve bilinçaltı zihnin uyumudur.
Çünkü insan bu duyguların elinde oyuncak olamayacak kadar güçlü. Duygu nereye çekerse gitmek zorunda hissetmeyecek kadar imkana sahip. Öncelikli iş karar vermekle başlamaktadır tabii. Ama öfkenin kişilerin ilişkilerini ne kadar çıkmaza sürüklediği, bu duygunun bedellerinin kişi için ne denli ağır olduğu çoğumuzun malumu. Ayrıca beden sağlığı üzerinde ki tahribatları da buna eklemek gerekir. Öfke, başta ülser ve bağırsak sorunları olmak üzere migren ve kalp gibi birçok hastalığı da tetiklemekte olan bir duygu durumudur.
Hipnozla bu duygu üzerinde bir kontrol mekanizması oluşturmak, kişinin eskisi kadar hemen her şeye bu tepki göstermemesi, bu ateşleyici duygunun üzerine bir sakinlik örtüsü atması mümkündür. Hipnoterapi ile kişiye özgü bilinçaltı düzeyde bir kontrol mekanizması geliştirildiğinde, kişi gündelik hayatında bu rahatlığı tecrübe etmeye başladığında artık bir duygu/davranış alışkanlığı kazanmış olur.
Tüp Bebek Sürecinde Güçlü Hipnoz Desteği
Hipnoz, bu alanda anne adayının tüm sürece zihinsel, duygusal olarak hazırlanmasını sağlayan güçlü bir tekniktir. Tüp bebek ekibinin,emek ve çalışmalarıyla beraber anne adayının süreçten beklentileri, bu süreci bazen gergin bir duruma sürükleyebilmektedir.
Özellikle embriyo transferi aşamasında, anne adayının olası stres ve gerginliği transferin başarısını riske eden en önemli faktördür. Bu sürecin sadece biyolojik, fizyolojik, teknik bir süreç olmadığı herkesin malümudur. Sürecin başarısını belirleyen bir üst aşama vardır ki o da zihinsel, psikolojik, ruhsal hazırlık aşamasıdır. Anne adayı duygusal olarak kendisini bu sürece hazırladığında hedefe ulaşma imkanı da otomatik olarak oldukça artar.
Biz kanıtlanmış başarıyla sizlere Tüp Bebek Sürecinde En Etkili Desteği Sunmaktadır!
Hipnozla özellikle laboratuvar ortamında elde edilen embriyonun tranferi işleminde anne adayının güçlü bir zihinsel ve bedensel rahatlık durumunda olması sağlanır ki bu başarı oranını artırır. Sürecin başarısı için embriyo transfesi aşaması kritik bir öneme sahip olsa da bu süreç, öncesi ve sonrasıyla da ele alınmalıdır. Dolayısıyla “hipnozla doğum” aşamaları gibi anne adayı ile tüp bebek sürecinin öncesinde, esnasında ve sonrasında olmak üzere hipnoz seansları düzenlenir. Anne adayı bu süreçte hipnotik pratikler de edinerek gayet rahat bir süreç geçirir.
Uyku Bozuklukları ve Hipnoz
Uyku bozuklularında “insomnia” olarak isimlendirilen uykuya geçememe durumunun yaygınlığına rağmen burada birbirinden farklı uyku sorunları söz konusu olabilmektedir.
Uykuya bilinçli zihnimizin tamamen dışında yer alan bir bilinçaltı tepkisi olarak bakabiliriz. Uyku, bedenin ve zihnin dinlendiği kendini yenilediği bir süreçtir. Uyku araştırmaları bize uyku bozukluklarının (uykusuzluk, çok uyuma, uyurgezerlik, uykuda inleme, çeşitli uyku sendromları) daha çok psikolojik sebeplere bağlı geliştiğini ortaya koymuştur.
Uykuyla uyanıklık arasında yer alan bir durum olarak ta tanımlanan hipnoz, hipnotik trans, bir çok uyku bilimci tarafından uyku araştırmaları için kullanılmıştır. Her ne kadar hipnoz ve uyku birbirinden çok ayrı durumlar olsa da; gevşeme, nabzın ve solunumun oldukça seyrelmesi onu uykuya yakın tutan belirtilerdir.
Biz uyku bozukluklarınıza çözümler sunmaktayız!
Bazı kişiler hayatlarındaki streslerin etkisiyle bendensel olarak gevşemeyi unutmuş gibidir. Bilimsel olarak boyun ve omuz kaslarınızı gevşetmeden uykuya dalamazsınız. Hipnoz fiziksel ve zihinsel rahatlama imkanı sağlayarak kişilerin uykuya geçmelerinde oldukça faydalı olmaktadır. Hipnozun uyku sorunları alanında kullanımı; hipnoanalitik yaklaşımı, hipnozla stres yönetimini, bilinçaltı programlamayı ve oto hipnozu içerir.
Hipnotik prosedür sorunun aşılmasında kişilere önemli imkanlar sunmaktadır. Biz sizlere hipnoterapinin kişiler üzerinde fiziksel ve ruhsal yararlarına ek olarak uyku bozukluklarında da kalıcı ve kesin çözümler sunmaktadır.
Alışveriş Bağımlılığı
Tüm bağımlılıklar; bağımlı olunan nesneler veya eylemler üzerinden doyurulmaya çalışılan duygulara hizmet eden tali yollardır. Yani duygularımızı kontrol etmeye yönelik girdiğimiz yanlış yollar.
Yüzleşmekten, sorumluluk almaktan bizi alıkoyarlar. O nesneye ya da eyleme başvurduğumuzda geçici bir süre rahatlarız fakat o geçici tatminden sonra tekrar her şey aynıdır. Suçluluk, pişmanlık, kızgınlık, çaresizlik, mutsuzluk vb…
Stanford Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre Amerika’da kadınların yüzde 6’sı, erkeklerin ise yüzde 5.5’i alışveriş bağımlısı. Erkekler daha çok elektronik cihazlar, CD, kitap, kamera, fotoğraf makinasına ilgi gösterirken kadınlar çanta, makyaj malzemesi, takı ve ev araç gereçlerine ilgi göstermektedirler. Bu bağımlılık ilk olarak 19. yüzyılda teşhis edilmiş ve günümüz modern tüketim toplumunda hızla artmaktadır. Teknolojik imkanların da bağımlılığı artıran bir unsur olduğu bilinen bir gerçektir.
Alışveriş bağımlılığının temel kriterleri
Kişinin kendisini iyi hissetmesi için, hiç ihtiyacı olmadığı halde, borçları olduğu halde (kişi zengin de olabilir) bu ölçüsüz harcamalardan ötürü yakın çevresiyle huzursuzluklar yaşadığı halde, türlü bahanelerle alışveriş yapmak ve bu alışverişlerden alınanları neredeyse hiç kullanmamak üzere evin bir tarafına atmaktır. Alışverişten aldığınız haz yerini bir süre sonra suçluluğa, pişmanlığa terk ediyorsa ve aldıklarınızı başkalarına hediye etmenin yollarını arıyorsanız bu bağımlılıkla burun buruna olduğunuzu söyleyebiliriz.
Soru şu, bu tutkulu eylem temel olarak ya da nelere hizmet etmektedir? Alışveriş derin zihindeki hangi boşluğun bir telafisi? Bu eylem içeride hangi duygu ya da duyguları perdelemektedir?
Soruların cevapları bilinçaltı zihnin kapılarının arkasında, bir metod dahilinde, bu sorulardan geçen düzelme çabaları kişiyi çözüme ulaştırır. Çözüm, sorunu kabul etmekle ve çözüme yönelik etkin bir şekilde hareket etmekle başlıyor. Biz profesyonel desteğimizle sizlere çözüm odaklı bir hizmet sunmaktayız.
Bruksizm’de (Uykuda Diş Gıcırdatma) Hipnoz
Hipnoz Diş Gıcırdatma Sorununda Hayati Role Sahip
Ağrısız bir çeneyle dinlenmiş uyanmak!
Nedir? Bruksizm Yunanca da gıcırdatma anlamına gelen “brygmos” kavramından gelmektedir. Gece uykusunda alt çene dişlerinin kuvvetli bir şekilde üst çene dişlerine sürtünmesi ile kendisini gösterir. Dağılımında cinsiyetin ayırt edici bir rolü yoktur.
Bu fiziksel semptomun iki şeklinden bahsedebiliriz; uykuda diş gıcırdatma ve sıklığı seyrekte olsa uyanıkken diş gıcırdatma.
Kişinin diş gıcırdatma sorunun altında anatomik bir neden yoksa bu semptomun psikolojik kökeninden bahsedebiliriz. Vakaların büyük kısmının psikolojik olduğunu belirtebiliriz.
Araştırmalar; Daha çok anket çalışmalarına dayanan araştırma verilerinde stres, endişe ve kaygı durumlarının bruksizmin nedeni olduğu ortaya konmuştur. Kişinin baş etmeye çalıştığı psikolojik soruna karşı bilinçaltı bu otomatik hareketle kişinin bir anlamda duygusal gerilimini azaltmaya çalışır. Temelde bir psikolojik sorun varsa uygulanan mevcut tedavi yöntemleri (Splint, botoks, ilaç vb..) tam ve kesin bir çözüm ortaya koyamamaktadır.
Sebep; Bu sorunu yaşayan kişilerin geçmiş yaşantılarıyla ilgili öfke birikimleri taşıdıklarını görebilmekteyiz. Kişinin günlük hayatında karşılaştığı güncel stres faktörlerinin de sorunun oluşumunda rol oynadığını söyleyebiliriz. Bilinçaltı zihin öfkeyi, kızgınlığı, gerilimi ya da suçluluğu bu yolla boşaltmaya, telafi etmeye çalışmaktadır.
Sonuçlar; Bu sorunu yaşayan kişiler nitelikli uykudan mahrumdurlar. Sabah çene eklemlerinde ağrıyla uyanırlar, baş ve kulak ağrısı da çekebilirler. Dişlere yapılacak olan tedaviler tehlikeye girer. Mevcut dişlerde de sürtünmeye bağlı olarak yapısal bozulma ve aşınmalar yaşanır.
Terapi Süreci; Hipnoterapiyle kişide soruna karşı yeni ve farklı bir algı oluşturularak bilinçaltı zihin programlanır. Bu, sorunun daha temelden ve köklü bir yaklaşımla ele alınmasıdır. Sorunla ilgili yaşanan duygu boşalımının (katarsis) bile tek başına yeterli olduğu durumlar vardır. Hülasa bruksizm bir semptomik sonuçtur. Temelinde ise büyük oranda duygusal birikim ve onun gerilimi vardır. Yapılan araştırmalarda ( Patterson F. 2003) hipnoterapi sorunu ortadan kaldırma noktasında %70- 72 oranında başarılı olmuştur. Başarı oranını belirleyen birçok faktör vardır. Bu faktörler yerine getirildiğinde bu oranın bizim desteğimizle daha yukarıya çıkabileceğini söyleyebiliriz.
Hipnozla Doğal ve Rahat Doğum
Kadınların doğumla ilgili algılarını şekillendiren baskın bir takım kültürel kodlamalar vardır.
Öyle ki doğal bir olay olan doğum bu sayede acıyla, sancıyla, neredeyse hastalıkla anılır olmuştur. Doğumun doğallığının en büyük kanıtı ilkel toplumlardaki kadınların doğum sırasında yaşadıkları rahatlıktır.
“Kodlamalar”dan kastımız küçük yaşlardan itibaren maruz kalınan negatif telkinlerdir. Dokuz doğurmak ifadesi bir işin zorluğuna işaret eden bir deyim ve aynı zamanda bir telkindir. Bir kız çocuğunun küçük yaşlardan bu yana doğumla ya da cinsellikle ilgili duyduğu hikayeler, izlediği filmler vb. bunlar bilinçlaltı zihin için çok tehditkardır.
Hepimiz özellikle eski Türk filmlerindeki bol çığlıklı doğum sahnelerini hatırlarız. İleriki yaşlarda kadınlar, doğumdan korkar hale gelebildiği gibi bir başka kadın cinsellikle ilgili abartılı ve geçek dışı hikayelerin etkisiyle vajinismus sorunu yaşayabilmektedir. İşte telkinin gücü! Bilinçaltı yapı tehdit olarak algıladığı her şeye karşı kendisini korumaya almaya meyillidir, zira doğasında hayatta kalma refleksi vardır.
Hipnoz gerçek dışı şartlanmaları; korkuyu, kaygıyı, endişeyi, acı algısını ve beklentisini kaldırarak, kadını zihnen ve bedenen doğal ve rahat doğuma hazır hale getirir. Hipnozla doğal ve rahat doğum konsepti yurtdışında oldukça yaygındır. Umarız yöntem doğal olmayan doğum yöntemlerine ciddi bir alternatif teşkil eder. Zira hem annenin hem de bebeğin sağlığı açısından doğal doğum tartışılmazdır. Şimdi hipnozla doğumun avantajlarına göz atalım:
Hipnozla Doğumun Avantajları
- Doğal ve rahat bir doğum imkanı,
- Doğum süresinin kısalması,
- Anne adayının bilincinin açık olması,
- Doğumdan hemen sonra bebeğini kucağına alabilmesi,
- Doğumdan sonra da kendini güçlü ve iyi hissetmesi,
- Doğum sonrasında da devam eden rahatlık ve ağrısızlık,
- Doğum sonrası iyileşme ve toparlanmanın hızlı olması,
- Doğum sonrası depresyon riskinin oldukça azalması.
Tırnak Yeme, Parmak Emme, Saç Yolma, Tikler vb. Davranışlarda Hipnoterapi
Tırnak yeme, parmak emme, saç yolma gibi davranış bozuklukları ve tikler (otomatik hareketler) büyük oranda çocukluk döneminde oluşan davranış sapmalarıdır. Bu davranışlar belirli dönemlerde kaybolup ilerleyen yaşlarda tekrar edebilirken bazen farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Bunlar belli oranda ergenlerde, az da olsa yetişkinlerde görülmektedir.
Çocuklukta oluşan bu davranış bozuklukları ilerleyen yaşla birlikte kişinin geliştirdiği duygusal, sosyal donanımlar ve beceriler sayesinde üstesinden gelinerek geride bırakılır.
Kişi (çocuk/ergen) duygusal yaşantıları sonucu, baş edemediği duyguları bastırmakta ve bu noktada bazı davranış bozukluklarını bunun aracı olarak ortaya çıkarabilmektedir. Bu istemsiz ve kontrol edilemeyen davranış bozukluklarının temelinde bilinçaltı yapının duygusal dengeyi sağlama çabası yatar.
Tırnak Yeme Gibi Alışkanlıklar Neden Oluşur?
Biliyoruz ki bilinçaltı yapının bilinçli zihin yapısından çok farklı bir mantık/muhakeme anlayışı vardır. Duygusal tatmin ekseninde meydana gelen bu hareketlerin temelinde güvensizlik, onaylanma, kabul görme ihtiyacı, yoksunluk duygusu, korku, öfke, endişe vb. duygular yatar.
Bilinçaltı yapı en kısa yoldan tırnak yeme, parmak emme ya da tikler yoluyla bu ihtiyaçları geçici ve anlık olarak bir anlamda temin-telafi etmeye çalışır. Kişi anlık tatmin yaşadıkça da bir süre sonra bu alışkanlığını pekiştirir.
İradi olarak bu hareketleri bırakma çabasına girdikçe, bilinçaltı zihinde o oranda ağırlığını ortaya koyarak hareketi korur hatta geliştirir. Duygusal sebepler dışındaki diğer sebep ise çocukluk çağında model alınan ve bu hareketleri sergileyen aile bireyleri ya da arkadaşlar olabilmektedir. Fakat bu yolla öğrenilmiş hareketler modelden uzaklaşılması sonucu gerilemeye ve unutulmaya yüz tutar.
Görüldüğü üzere duyguya bağlı olarak bir tür hareket bağımlılığı mekanizması gelişir. Çocukluk döneminde aile çocuğuyla olumlu, doyurucu ilişkiler kurabilirse bu davranışlar bir süre sonra söner.
Tırnak Yeme ve Benzeri Alışkanlıklar Nasıl Giderilir?
Eğer bahsini ettiğimiz davranış bozuklukları bir şekilde ergenlik ya da yetişkinlik dönemine taşınmışsa profesyonel yardım alınmalıdır. Hipnozla bilinçaltı düzeyde, ilk etapta bu davranışın yerine doğal bir hareket ikame edilebileceği gibi soruna yol açan olayla ve kişiyle ilgili yapılacak duygu çalışması da çözümü sağlar.
Kişi yine programlama telkinleriyle duygusal olarak desteklenir ve algı değişikliği oluşturulur. Hipnozla oluşturulan davranış değişikliği bilinçaltı düzeyde kendisini oluşturduğu için kalıcı sonuçlar sağlar. Biz sonuç odaklı destek ve çözümler sunmaktayız.
Diş Hekimliğinde Hipnozun Kullanımı
Resmi kayıtlarda hipnoz altında ilk diş çekimi Fransa’da 1937 yılında gerçekleşmiştir. Aradan geçen 75 yıl süresince hipnozun etki sahası genişlerken diş hekimliğinde tedavi çeşitliliği de artmıştır. Hipnozun diş hekimliğinde kullanımı “hipnodonti” olarak adlandırılır. Daha çok, geçmişinde diş hekimiyle ilgili kötü anısı olan kişilerde görülen ve kişilerin ağız/diş sağlığını tehlikeye atan dişçi fobisi, diş hekimliğinde hipnoz, bağlamında ilk sırada yer almakta.
Peki diş hekimliğinde hipnoz hangi noktalarda bize yarar sağlar?
- ”Dişçi korkusu”, ”dişçi koltuğu korkusu” diye tanımlanan fobik duruma karşı kişinin rahatlatılarak kaygı ve endişelerinin giderilmesi,
- Hipnoanestezi ile herhangi bir kimyasal anestezik madde ihtiyacı olmadan ağrısız bir şekilde diş operasyonlarının yapılması,
- Analjezi sağlanarak ağrı eşiği yükseltilerek anestezi yapılır, böylece kişinin iğne acısını hissetmemesi,
- Hastanın yoğun stresi bazı durumlarda yapılan anesteziyi bile etkisiz kılabildiği için hastanın hipnozla bedensel ve zihinsel rahatlığa ulaşması sorununu ortadan kaldırması gerekir. Hipnoz, az miktarda bile kullanılacak anestezik maddenin etkisini artırmaktadır,
- Operasyon sırasındaki kişinin rahatsızlık duyacağı dış uyaranlara karşı izolasyonunda,
- Uzun süren operasyonlarda çenede sağlanacak olan katalepsi ile yorulmanın önüne geçilmesinde,
- Tükürük salgısının ve kanamanın kontrol altına alınmasında,
- Bulantı refleksinin giderilmesinde,
- Post hipnotik telkinlerle operasyon sonrası ağrının giderilmesinde ve iyileşmenin hızlanmasında,
- Kişinin kullanacağı ağız içi protez ve aparatlara alıştırılmasında,
- Diş hekimliğini, tedavi anlamında, dolaylı olarak ilgilendiren diş gıcırdatma (buruksizm) ya da dudak emme gibi bilinçaltı düzeydeki davranış bozukluklarının bırakılmasında hipnoz etkili sonuçlar sunmaktadır.
(Kronik) Ağrı Kontrolü ve Hipnoterapinin Faydaları
Kronik ya da uzun süreli ağrıların nedenleri ve yapıları genellikle sanılandan daha karmaşıktır. Bazı ağrılar tıbbi nedenlerden kaynaklanırken bazılarının organik nedenleri bulunamamaktadır. Bu ağrının gerçek olmadığı anlamına gelmemekle birlikte tedavi sürecini biraz daha karmaşık hale getirebilmektedir.
Ağrıların Türleri
Ağrılar iki farklı kategoride incelenir. Şiddetli (acute) ve kronik (chronic) ağrılar. Kısa süreli ağrılar olarak da adlandırılan şiddetli ağrılar genellikle bir kazanın ya da dönemsel hastalıkların sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu tür durumlarda doktorlar öncelikle tanı koyar sonrasında da acının azaltılması için tedavi yöntemi belirler. Ancak kronik ağrıların psikolojik, çevresel ya da biyolojik nedenlerin her biri olabileceği için tedavisi de daha komplike olabilmektedir. Bu nedenle tedavi için tek bir yol, yöntem yeterli olmayabilmektedir. Dolayısıyla sadece fiziksel bir tedavi yönteminin yanı sıra psikolojik yöntemler de bu sürecin daha etkili bir şekilde ilerlemesine katkıda bulunmaktadır.
Ağrıların Ölçümü
Yapılan araştırmalara göre kronik ağrıların dindirilmesinde kullanılan hipnoz tedavi yöntemi hastaların %75’inde etkili olduğunu göstermektedir. Ancak bilinmedir ki hipnoz hastaların ağrı hissetmediklerine ikna edilmesi değildir; hipnoterapi kişilerin ağrıları ile ilişkili kaygı ve streslerini kontrol edebilmelerini sağlar ve kişiyi rahatlatır. Böylece hastanın dikkati acı hissinden uzaklaştırılır.
Hipnoz süresince beyinin bilinçli yanı kısa süreli olarak rahatlamaya odaklanır ve dikkat dağılmasına neden olan faktörleri ekarte eder. Amerikan Hipnoterapistler Derneği (The American Society of Clinical Hypnotists) hipnozu güneş ışınlarına tutarak onları daha güçlü yapan bir büyütece benzetir. Tıpkı zihnimizi konsantre ve motive ettiğimiz zaman onu daha güçlü bir şekilde kullanabildiğimiz gibi. Hipnoz sırasında kişi kalp atışının, nefes alış verişinin yavaşlaması ve alfa (alpha) beyin dalgalarının artması gibi fiziksel olarak değişimleri deneyimleyebilmektedir. Böylece kişi acının azaltılması gibi telkin ve hedeflere daha açık bir hale gelmektedir. Telkin aşamasından sonra hipnoterapist kişinin yeni davranışlarını pekiştirilip sağlamlaştırılmasına yönelik tedavisine devam eder.
1996’da düzenlenen Ulusal Sağlık Enstitüleri Konferansı (The National Institutes of Health)’nda hipnozun kanser ağrılarını da azalttığı belirtildi ve son yapılan araştırmalara göre hipnozun kansere ek olarak ağır yanmalarını, eklem iltihaplarını ve ameliyatlara bağlı kaygıları azalttığı ortaya çıkmıştır.
Mount Sinai School of Medicine in New York’daki araştırmacıların yaptığı 18 ayrı analizde hipnozun büyük acıların azaltılmasındaki etkisinin ve ağrı kontrolünde hipnotik tekniklerin etkili olduğunun kanıtlandığı belirtilmiştir.
Sosyal Fobi ve Hipnoz
Sosyal fobi başkaları tarafından olumsuz bir şekilde değerlendirilip yargılanabileceği inancı ve korkusu nedeniyle kişilerde yetersizlik, bayağılık, utanç, aşağılanma ve depresyon gibi duygulara neden olan ve bundan dolayı da kişilerin insanlarla ilişki kurmasını ve sosyal bir dünyada var olmasını engelleyen bir sağlık problemidir.
Toplum ve topluluk içerisindeyken aşırı korku, hızlı kalp atışı, yüz kızarması, terleme, ağız kuruluğu, titreme, yüzde ve boyunda kasılmaların hissedilmesi sosyal fobisi olan kişilerde görülen en önemli karakteristik özelliklerdendir.
Ancak sayılan bu semptomlar sanılanın aksine sadece mevcut durumda değil, genellikle sosyalleşme durumunun öncesi ve sonrasında da devam etmektedir.
Sosyal fobi birçok psikolojik rahatsızlık gibi bir çok etkinin karışımı sonucu ortaya çıkmaktadır. Ailesinde bu tür rahatsızlığı bulunan kişilerde sosyal fobi görülme oranı her zaman daha fazla olduğu da bilinmektedir. Bu çocuğun sorunu modelleyerek öğrenmesidir.
Yapılan epidemolojik araştırmalara göre dünyada milyonlarca insanda görülen bu sorun Amerika’da depresyon ve alkol bağımlılığından sonra üçüncü en yaygın sorun olarak gösterilmektedir.
Sosyal fobinin tedavi edilip bu durumun kişilerin hayatını etkilemesini engelleyebilecek en etkili tedavi yöntemlerinden birisi de hipnoterapidir. Hipnoterapistler, sağlıklı bireylerin tersine, sosyal hayatın içerisinde bulunmanın ve dış dünya ile iletişim içerisine girmenin büyük bir kaygı ve edişe kaynağı olarak gören kişilerin ve bu kaygılarının günlük hayatı etkileyen bir sebep haline geliş nedenini, bunun köklerini ve kaynaklarını hipnoz yöntemi ile bulmayı hedefler. Hipnoterapi aracılığı ile kişilerin geçmişte yaşamış olduğu olayların hastanın kendisinde bıraktığı algısını değiştirir ve/veya söz konusu geçmiş olayların kişilerin kendisinde uyandırdığı duyguları bir rahatlama ile ”salıverilmesinde” büyük bir etkisi olur.
Buna ek olarak, hipnoterapinin bilişsel davranışlarda ve genel olarak her türlü kaygı çeşidinde etkili bir tedavi yöntemi olduğu bilinmektedir. Bu yöntemlerde ise iki farklı formdan oluşan hipnoterapiden bahsedilebilir: “telkin” hipnoterapisi daha çok sınav kaygısı, sigara içmek, tırnak yemek, kilo kontrolü, stres gibi kaygı ve problemlerle baş edebilmeye yardımcı olan hipnoterapi formu iken diğeri, analitik hipnoterapi daha çok kökleri daha derinlere dayanan problemlerde kullanılmaktadır. Burada duygusal problemler, oransız- aşırı korku, sosyal ilişki kurmada aşırı korku, kaygı ve çekinme, güven eksikliği gibi hastanın hayatının her alanınını olumsuz bir şekilde etkileyen rahatsızlıkların altında yatan orjinal nedenlerin bulunup bu nedenlerin ortadan kaldırılmasına yönelik bir terapi uygulanmaktadır.